Teknolojinin sıkı takipçisiyim, hatta bazılarına göre bağımlılık derecesinde. Buna eğitim teknolojileri de dahil. Donanım, yazılım ne isterseniz… Teknolojiyi kontrol eden ben olmadığım gibi, teknolojinin beni kontrol ettiğini de inkar edemem. Ben inkar etsem bile, yalanım, teknoloji sayesinde hemen ortaya çıkar. Günde ortalama kaç saat bilgisayar başındayım, kaç saat telefon başındayım… Hepsinin verisi bir yerlerde vardır.

Küçük yaşlardan beri teknolojinin bireyi ve toplumu nasıl değiştirdiğini merak ettim durdum. Mühendis değilim, sosyal bilimler okudum. Biraz sosyoloji biraz siyaset bilimi, ortaya karışık… Sonraları, özel kurumlarda İngilizce öğretmenliğine başlayınca teknolojiyi derslerde, ders dışında nasıl daha etkili kullanırım, diye internet dünyasının sunduğu fırsatları, kolaylıkları takip etmeye başladım.

Öğretmen Ağı’nı da teknoloji sayesinde yakından takip ediyorum. Facebook paylaşımları, Medium yazıları… Kendimce yer yer önerilerde bulunduğum da oluyor: o programı değil bu programı kullanın, bu yazılım şu platform daha uygun. Bu yazıya başlarken, aklımda bazı sorular vardı: Bu yazıyı kim okuyacak? Okuyanın aklında ne kalacak? Okuyanlara, iki yeni yazılım daha mı önermeliyim; yoksa “O mobil uygulama telefonunuzda çok yer kaplıyor, onun yerine bunu kullanın” gibi net bir öneri mi sunmalıyım? Belki de daha genel bir çerçevede, yapay zekanın, derin öğrenmenin, teknolojinin öğrenciden öğretmene herkesi nasıl değiştireceğinden bahsedebilirim… Ya da bunların tam aksine; internette severek paylaşılan teknolojinin girmediği okullar hakkında bir yazı: Çocuklarına tablet, telefon almayan teknoloji patronlarından öğütler…

Image for post
Image for post

Ama konu teknoloji olunca, söylemek istediğim başka şeyler var:

Son bir ayda teknolojinin ve hayatın farklı yüzlerini bir kez daha görme fırsatım oldu. Almanya’da konuşmacı olarak katıldığım bir çalıştayda yine teknoloji ve eğitim teknolojileri konusunda bir yazılım ihtiyacı hakkında fikir alışverişi yaptıktan sonra, Berlin’e, ardından da Krakow’a (Polonya) arkadaşlarımı ziyarete gittim. Krakow’a kadar gitmişken 1,5 saat ötedeki Auschwitz-Birkenau toplama kampına da gittim. Şimdiyse, bu satırları teknolojinin merkezi sayılan noktalardan birinde yazıyorum. Eğitim teknolojileri ile ilgili bir görüşme amacıyla geldiğim kısa adıyla MIT (em ay ti diye okunuyor) olarak bilinen Massachusetts Institute of Technology dolaylarından. Kapı komşusu Harvard Üniversitesi ile birlikte eğitim ve teknolojinin dünyadaki sayılı noktalarından biri.

Eğitim ve teknoloji denince kiminin aklına MIT, Harvard, Stanford gibi ünlü üniversiteler ve buralardan çıkan öğrencilerin kurduğu dev firmalar geliyor. Kiminin de aklına Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan bombalar ve yarattığı yıkım. Ya da Auschwitz gibi ölüm kamplarında insanların en etkili ve en “zahmetsiz” biçimde nasıl öldürülebileceğine dair yapılan bilimsel deneylerin “başarılı” olması sonucunda, daha ne olduğunu anlamadan yok olup giden milyonlarca hayat.

Image for post
Image for post

Sevelim sevmeyelim, teknoloji hayatı değiştiriyor. Kolaylaştırdığı gibi zorlaştırdığı, basitleştirdiği gibi karmaşıklaştırdığı bir dünyada yaşıyoruz… Güzel-çirkin, iyi-kötü, savaş-barış… Zıtlıkların dünyası… 21. yüzyıl, 20. yüzyıldan ne derece farklı olur söylemek zor. Savaş teknolojileri de barış teknolojileri de tam gaz gelişmeye devam ediyor. Peki böyle bir dünyada öğretmenler ne yapabilir?

Sevgili öğretmenim,

İstesek de istemesek de teknoloji dünyayı değiştiriyor. Teknoloji ile başlayan alışkanlıkların bir süre sonra bağımlılığa dönüştüğü, doğalın yerini yapayın aldığı bir düzenin giderek “doğal” karşılandığı bir dünyada yaşıyoruz. Bu değişim sürecinde teknolojiyi kullanmayı öğrenmek ve öğretmek ise giderek zorlaşıyor. Öte yandan, değişmeyen tek şey değişimin kendisi değil. Teknolojinin getirdiği ya da kapımıza dayattığı değişimi öğrencilerimize anlatırken değişmeyen gerçeklerin de olduğunu öğretmeyi unutmayalım. Bugün bizler için zor olan teknolojiyi öğrenmek ya da öğretmek değil; yeri geldiğinde ekranı kapatma iradesine sahip olmayı, yeni nesle gösterebilmek.

Zıtlıkların dünyasında, huzurla yaşayabilmek için; gençlere, belli sıfatlarla kendini tanımlayan ve bundan gurur duyan bir insan olmanın değil doğanın parçası bir canlı olmanın güzelliğini gösterelim. Doğayı ve hayatı sevmenin önemini anlatalım. Teknolojinin ölmek değil yaşamak, öldürmek değil yaşatmak, korkmak değil sevmek için bir araç olarak gelişmesi dileğiyle…

Yazar Ceki Hazan hakkında:

1986 yılında İzmir’de doğdu. Siyaset bilimi ile başlayan yükseköğrenim hayatını mülteci çalışmaları ve eğitim bilimleri alanlarında sürdürdü. İstanbul ve Mardin’de çeşitli dil okullarında İngilizce öğretmenliği yaptı. Şimdilerde zamanının çoğunu birey ve toplumun teknoloji ile olan karmaşık ilişkisi üzerine düşünmeye ayırıyor: https://cekipedia.com

Written by

Öğretmen Ağı; öğretmenlerin, meslektaşları ve farklı disiplinlerden kişi ve kurumlarla bir araya gelerek güçlendiği bir paylaşım ve işbirliği ağıdır.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store