Image for post
Image for post

Yazar: Sibel Tartut

Öğretmenlik… Tıpkı bir kelebeğin kozasından çıkıp dağ lalelerine, yaban mersinlerine kona kona ömrünü bitirmesi; bir insanınsa merdivenleri adım adım çıkarak aydınlığa ulaşmak için ardında birçok şeyi bırakması gibi. Günlüğe yazılan satırları, defter arasına sıkıştırılan fotoğraf ve kurutulmuş yaprakları heybeye koyup rüzgârda saçlarını savura savura başak tarlalarında koşması gibi.

Ve öğretmenlik il, renk, dil, din fark etmeksizin eline valizi alıp sonsuz bir yolculuğa çıkması gibi insanın.

Hiç dönmemek üzere çıktığım bu yolda eli kolu yerinde durmayan, sendeleyerek yürüyen ve etrafına ışık saçan bir kelebektin sen. Bir gün hiç üşenmeden, sahip olduğun bedensel zorluğa rağmen dört kat yukarıya çıkıp, kapıyı çaldın ve “Öğretmenim, ben de drama kursuna katılabilir miyim, ben de tiyatroda oynayabilir miyim?” dedin.

İçimden düşündüm bir an. Bilmem, sahi oynayabilir miydin sen? Özel Eğitim alt sınıfında okuyan, öğrenmede yaşıtlarına göre ciddi zorluklar yaşayan ve eline kalem, bardak tutmakta zorlanan sen, İngilizce bir tiyatroda oynayabilir miydin? Bedensel engelinle her hafta patikaları aşıp, kardelenleri saçlarına iliştirip gelebilir miydin okula ve çıkabilir miydin merdivenleri adım adım? Aklımda onlarca soru. Ellerinle önlüğümü çekiştirdin:

-“Öğretmenim, zil çaldı”.

Her harfin hakkını vere vere ‘’öğ-ret-me-nim’’ dedin.

-“A, tabi Deren. Tabi. Elbette oynayabilirsin. Neden olmasın? Devran’a sor, o da oynamak isterse yanıma gelin, size uygun rolleri bir düşünelim”, diyerek uğurladım seni.

Gittin. Saçlarında kardelenler. Dışarısı bembeyaz. Pencereden sana baktım bir süre. Ayaklarının karlara batıp çıkışını izledim anlamsızca. Gitgide uzaklaştın annenle.

Gittin. Kelebekler gibiydi ardından yağan kar taneleri. Dilime bir şarkı tutuştu o an ve anlamsız bir mutluluk sardı bedenimi:

“Kuş sesleri, ovalara yayılır, insan buna…’’

Ertesi gün bazı arkadaşlarım senin bu işin üstesinden gelemeyeceğini, Türkçe’ yi bile konuşmakta zorlandığını söyledi. Hele ki Rapunzel rolü için. O kadar İngilizce cümle, üç ayrı sahne. Girişler, çıkışlar. Jest ve mimikler, vücut dili… Ellerini kullanamıyordun ki sen, nasıl çorba içecektin sahnede, nasıl o metrelerce saçınla yürüyecek ve sarkıtacaktın saçlarını o yüksek kuleden? Üstelik İngilizce dersinden de muaftın.

Fakat herkesin unuttuğu bir nokta vardı. İstiyordun. Sen is-ti-yor-dun. İstenildiği taktirde üstesinden gelinmeyecek hiçbir zorluk yoktur yeryüzünde. Sen bunu bir kez daha ispat edecektin seni izleyenlere. Buna emindim ben.

Sen her bahçe nöbetinde yanıma yaklaşıp cümlelerini heyecanla söylerken, ‘’Ben bunu yapamıyorum, bu nasıl okunacak, yardım edebilir misiniz?’’ derken seni fark etmesini sağladın herkesin. Evet, rol kağıdını kaybettin sayısız kere, evet cümlelerini karıştırdın bazen ve evet arkadaşlarının tuhaf bakışları arasında çekimser kaldın kimi zaman. Fakat her şeye inat her cumartesi düştüğün bu yol, seni uçuracaktı elbet. Adım adım yaklaştıracaktı o rüyaya.

Çok düştün.

Belki dizlerin kanadı.

Belki ağladın.

Belki korktun.

Ama başardın. Evet, başardın. Kozasından çıkan bir kelebek misali kanat çırpışlarının sesi yankılandı o süre boyunca sınıfımda, bütün okulun bahçesinde. Bir sabah provadayken, heyecanla eteğimi her zamanki gibi çekiştirip:

-“Öğretmenim, Rapunzel saçlarım. Uzun. Düşüyorum” dedin.

Daha bir kelime çıkmadan ağzımdan , dört öğrencimin minicik parmakları dolanıyordu saçlarının arasında. O minik eller, minik örgüler konduruyordu saçlarına. O an anladım ki, sen o bir yıllık süreçte sadece İngilizce öğrenmedin ya da rolünü ezberlemedin. Aynı zamanda önyargılarını kırdın arkadaşlarının. Senin de bir birey olduğunu ispatladın. ‘’Ben de varım, ben de buradayım’’ dedin ve kanatlanıp uçmaya başladın git gide. Düşlediğin dünyaya, sevdiğin papatyalara konmak üzere uçmaya başladın sen de.

O gün geldi çattı artık. Yanımda, sahne arkasında beklerken seninle korktum biraz. Heyecandan her şeyi birbirine katacaksın diye düşünmekten alıkoyamadım kendimi. “Olsun’’ dedim sonra. “Olsun”.

Van Devlet Tiyatrosu Sahnesi Salonu tıklım tıklım dolu. ‘’Öğ-ret-me-nim korkuyorum’’ dedin. Bir bilsen ne eyvahlar geçti o an içimden. “Aa. O nedenmiş, korkma, her şey yolunda’’ dememe kalmadan sıran gelmişti bile. Sahneye çıktın yavaş adımlarla, sahnenin tam ortasına geldin, arkana dönerek bana baktın bir avuç saçını parmaklarının arasına koyup oynayarak. Kıvır kıvır oldu eline tutuşturdukların.

Tanıdık değildi hiçbir şey. Bu sessizlik, bu karanlık, bu dinginlik.

Ve bu tezatlık.

Sokakta sana acıyan gözler mi izleyecekti şimdi seni?

Seni işaret eden eller alkışlamak için mi toplanmıştı bu kez?

Ve perde açıldı sonuna kadar. Artık oradaydın. Oyunun, kozanın tam da ortasında. Ne seni, ne de arkadaşlarını izleyebiliyordum. Sadece selam vereceğiniz sahneyi bekliyordum oyunun bitişinde. Ve evet. Müzik çaldı, tek tek selama durdunuz seyirciler önünde. Kiminiz annenizle, kiminiz rol arkadaşınız olan babanızla dans ede ede selama durdunuz.

Ve sen…

Bütün salonun ayakta alkışladığı

Kimisinin azmin karşında gözyaşlarını tutamadığı sen, kozadan çıkıp uçmaya başlamıştın artık. Ağlıyordun. Biliyorum ki mutluluktandı bu gözyaşların.

İşte o an açtı güneş, dindi o sağanak. Renklendi küçük uğultusu kurt kaynayan tepelerin. İlkbahar taze açmış bir çiçek gibi serildi serilebildiğince kente. Ve açtı laleler, papatyalar, begonyalar. Sen o gün, o sahnede bir kez daha varlığını, yeteneğini ve gücünü gösterdin.

“Buradayım, buradayız. Biz de varız.” dedin. Rengarenk dünyanda açan çiçeklerden demetler sundun izleyicilere.

Özgürdün artık. Rüyası gerçek olmuştu o küçük kelebeğin.

Özel çocuk, bir küçük kelebek.

Haydi uç uçabildiğince…

Sibel Tartut Hakkında:

Image for post
Image for post

7 Ekim 1991 yılında Muş’un Bulanık ilçesinde altı çocuklu bir ailenin ortanca çocuğu olarak dünyaya geldi; üç yaşında, Antalya’nın Kumluca ilçesine taşındı. İlk ve orta öğrenimini Ziya Gökalp Yatılı Bölge Okulu’nda, lise öğrenimini ise Kütahya İMKB Anadolu Öğretmen Lisesi’nde bitirerek 2009 yılında Gazi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümünü kazandı. Üniversite yıllarının bir kısmı, Polonya’nın Krakow şehrindeki Jagelonian Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde burslu olarak geçti. Sonrasında bir süre, İrlanda’da Dublin Şehir Üniversitesi’nde dil asistanı olarak staj yaptı. Lise ve üniversite eğitimini Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin ‘’Kardelenler’’ bursu ve Yücel Kültür Vakfı’nın ‘’Yarım Elma’’ bursu ile tamamladı. Üniversite eğitimimin ardından, Van’ın Edremit ilçesinde Yunus Emre Ortaokulu’a İngilizce Öğretmeni olarak atandı. 2015–2016 yılları arasında ücretsiz izine ayrılarak Fulbright burs programı kapsamında Amerika’nın New York eyaletinde bulunan Syracuse Üniversitesi’nde bir yandan Yüksek Lisans eğitimi alıp, diğer yandan Türkçe öğretim asistanı olarak çalıştı.

Tartut, ilkokul dördüncü sınıftan beri düzenli olarak yazıyor. İlk yazısı lisede ‘’Tavşanlı’nın Sesi’’ adlı yerel bir gazetede yayımlandı. 2011 yılında British Council’ın düzenlemiş olduğu ‘’Hayalimdeki Yolculuk’’ adlı öykü yarışmasında ‘’Uçurtma Kuyruğunda Hayallerim’’adlı eserle derece aldı. 2015 yılı şubat ayında, Hrant Dink Vakfı’nın ‘’Beyond Borders’’ bursu kapsamında yazmakta olduğu ‘’Başucumda Zaman’’ adlı kitabını tamamlamak için Erivan’a gitti. Aynı zamanda, Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın ‘’Democracy Wheel’’, Yücel Kültür Vakfı’nın ‘’4 Nations’’ adlı projelerinde Türk-Ermeni ilişkileri üzerinde çalışmalarda bulundu.

“Piedra Günlükleri” adlı iki güncesi ve aynı ismi taşıyan bir şiir kitabı olan Tartut, bugünlerde bir roman üzerine çalışıyor. İlerleyen yıllarda öğretmen kimliğinin yanı sıra, edebiyat alanında başarılı bir yazar olmak en büyük ideali.

Written by

Öğretmen Ağı; öğretmenlerin, meslektaşları ve farklı disiplinlerden kişi ve kurumlarla bir araya gelerek güçlendiği bir paylaşım ve işbirliği ağıdır.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store