Image for post
Image for post
Fotoğraf: Jason Rosewell, Unsplash

Yazar: Elif Meryem Ünsal

Covid-19’un hayatımıza ani girişiyle birlikte sosyal ve mesleki yaşantılarımızda büyük bir değişim yaşamak zorunda kaldık. Dünyada uzun zamandır gündemde olan tele-terapi* birden çok daha fazla konuşulur oldu ve dil ve konuşma terapistlerinin gündemine bir göktaşı gibi düştü.

*Tele-terapi: Dil ve konuşma terapisi hizmetlerinin telekominikasyon teknolojileri aracılığıyla sunulmasıdır. Tele-terapide değerlendirme, müdahale ve danışmanlık hizmetleri uzaktan, çevrimiçi ortamda sağlanır.

Öncelikle bizim alanımızda en çok istihdamın olduğu rehabilitasyon merkezleri kapandı. Özelde çalışan dil ve konuşma terapistleri de önceleri vaka azaltma yoluna gitseler de merkezlerini geçici olarak kapatmak durumunda kalanlar oldu. Hastanelerde randevu sayılarının azaltılması, dönüşümlü çalışılmaya başlanmasının terapilerde aksamalara neden olması, bunların yanı sıra hastaların hastaneye gelmek konusunda kendilerini rahat hissetmemesi sonucu değerlendirme ve terapi hizmetleri azaldı. Üniversiteler dördüncü sınıf öğrencilerinin staj kapsamındaki terapilerini iptal etmek durumunda kaldılar. …


Image for post
Image for post
Öğretmen Ağı Yaz Buluşması, 2019

Yazar: Kenan Çayır

“Bu biçimiyle çalışmak şahsen bana düz ovada koşmak hissi veriyor. Daha özgür ve iradi davranmak benim için önemli.”

Öğretmen Ağı’nın İçerik Danışmanı olarak Değişim Elçisi öğretmenlere her ayın başında bir mesaj gönderiyorum. Bu mesajların amacı, yapıp ettiklerimizi bir adım dışarıdan bakıp anlamlandırmak, Ağ’daki çalışmalarımızın ürettiği değeri birlikte tanımlamak. Yukarıdaki alıntı ise, kuruluşundan bu yana Ağ’da bulunan Değişim Elçisi öğretmen Gökhan Atik’e ait. Atik, “Bu biçimiyle çalışmak” derken neyi kastettiğini de bir önceki cümlesinde belirtmiş: “Adhokratik düzen.”

Adhokratik işleyiş Öğretmen Ağı’nın en önemli niteliklerinden biri. Adhokrasi, tıpkı bürokrasi gibi, örgütlenme kültürüyle ilgili bir kavram. Ağ’ın yapısını geliştirirken bir şeyden emindik: Ağ hiyerarşik, tanımlı, klasik bürokratik bir yapı olmayacaktı. Zira bürokratik bir örgütlenme yapısı, eğitim süreçlerinin esnekliğine, öğretmenlerin inisiyatif almasına ve çözümler geliştirmesine yeterli imkanı tanımıyordu.Bu nedenle Ağ’ın adhokratik bir şekilde işlemesine karar verdik. Adhokrasi hiyerarşik ve tanımlı görevler yerine, belirli bir amaç doğrultusunda bir araya gelen, dağılan; sonra başka bireylerle tekrar bir araya gelen gruplardan oluşan işleyişi anlatmak için kullanılır. Kavramın kökenindeki Ad hoc Latince “amaca özel” gibi bir anlama sahiptir. …


Image for post
Image for post
Dragos Gontariu, Unsplash

Yazar: Yasemin Toprak

İnsanlığın ilk gününden bugüne çok farklı sorunlarla karşı karşıya kalınmıştır. Bu süreçte sorunlara farklı çözümler sunulmuş, denenmiştir. Sonunda bir veya birkaç çözüm uygulanmış ve süreç yönetilmiştir. Sorunların doğru şekilde yönetilip yönetilmediği tartışma konusu olabilir. Bu yazıda ise; sorunların çözümü için gerekli yaratıcılık boyutunu ele alıyoruz.

Yaratıcılık kelimesinin anlamı birçok yerde farklı şekillerde tanımlanmaktadır. Yaratıcılık, olmayan bir şeyi hayal edebilme, bir şeyi herkesten farklı yapabilme ve yeni fikirler geliştirebilme yeteneğidir. Başka bir deyişle yaratıcılık, herkesin gördüğü şeyi aynı görüp onunla ilgili farklı şeyler düşünebilmek, günlük olaylara ve nesnelere herkesten farklı bakabilmek ve farklı yaşam tarzı geliştirebilmektir. …


Image for post
Image for post
Geronimo Giqueaux, Unsplash

Yazar: Sibel Tartut

Okullar, öğrenciye hayatı boyunca yardımcı olabilecek alışkanlık ve davranışları kazandıran; okuma ve yazmayı öğretmekten başlayarak, en yüksek düzeyde bilim, kültür, müzik ve sanat bilgisi vermeyi amaçlar. Velilerse öğrencinin okul yaşantısı boyunca eğitim-öğretim faaliyetlerine katkıda bulunarak öğrencinin eğitim sürecinde destekleyici bir rol oynar. Ailesi içerisinde birçok alışkanlık kazanan, zihinsel ve duygusal olarak belirli bir olgunluğa ulaşan çocuğun iyi olma halinde ve başarısında, okulun oynadığı rol büyük öneme sahiptir. Okul, aile yaşantısını tamamlayıcısı ve destekleyicisi niteliğindedir.

Peki, hem okulun hem de velilerin hedeflediği iyi olma hali ve başarı nasıl yakalanabilir? Çocuğunuzu özel bir okula kaydederek ya da ona özel ders aldırarak mı? Yoksa farklı yayınevlerinden birçok sayıda test kitapları, soru bankaları temin ederek mi? Ya bilgisayar, telefon gibi teknolojik araçlar? Peki ya velilerin bunları karşılama imkanı yoksa? Bütün bu saydıklarımın çocuğun eğitiminde ne kadar rolü olduğu kesinlikle tartışılır fakat inanın, veliler ve öğretmenlerin arasındaki diyalog çok daha önemli bir role sahip. Veliler çocuğun eğitimiyle ne kadar meşgulse, çocuğun iyi olma hali ve başarısı da o kadar mümkün olacaktır. Nitekim ebeveyn desteğinin ve aile eğitiminin öğrenci başarısı üzerindeki etkisine baktığımız zaman, velilerin eğitime dahil olduğu noktalarda daha iyi öğrenme çıktılarına ulaşıldığını görürüz. Veli toplantıları, ortak alınan ve denetlenen kararlar, sportif ve sanatsal faaliyetlere katılımlar, veli ve öğrencinin ortaklaşa öğrenebileceği eğitim ortamlarının varlığı bu noktada oldukça önemlidir. …


Image for post
Image for post
Fotoğraf: Nicholas Santoianni, Unsplash

Yazarlar: Emre Gündoğdu ve Sarper Takkeci, Herkes için Mimarlık Derneği

Herkes İçin Mimarlık Derneği 2011’den bu yana eğitim yapıları ve öğrenme mekanları üzerine çalışmakta. Başlangıçta boş kalmış köy okullarının yerelin ihtiyaçlarına göre nasıl tekrar hayata kazandırılabileceğini dert edinen Atıl Köy Okulları Projesi ile işe koyulan dernek, bu yapıların köylerde kimi zaman tekrar eğitim yapılarına, çoğu zaman ise kadınlar, gençler gibi daha tanımlı grupların kullanabileceği paylaşım, öğrenme ve üretim ortamları olabilmesini hedefliyor. Bu yapıların boş kalması, köylerin de sosyal hafızalarında bir boşluk, köyün terk edilmesini hızlandıran bir etken olmakta. …


Yazar: Gizem Kıygı, Şehir Dedektifi

Bu yazıyı kaleme aldığım, birlikte okulu yeniden düşündüğümüz 2020 sonunda hepimizin hemfikir olduğu -belki de tek- şey, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı.

Bütün süreç boyunca salgın yayılımının önlemleri sosyal “mesafe” kuralları ve kamusal mekânlardan çekilmek üzerine kuruldu. Böylelikle mekânla ilişkimizi derinden sorguladığımız, toplumsal eşitsizliklerin mekânsal tezahürlerine dikkat kesildiğimiz bir süreç yaşamaya başladık. Sandalye aralıkları, bekleme sırası mesafeleri yeniden belirlendi, yeşil alanlara uzaklık çizgileri çizildi. Mekânsal alışkanlarımızın tümünü temassız gerçekleştirebileceğimiz koşullar yaratmaya çalıştık. Tasarımcılar bu ihtiyaçları göz önünde alarak yeni öneriler geliştirdiler. …


Image for post
Image for post
Fotoğraf: Kelly Sikkema, Unsplash

Yazar: Seda Akço, Hümanist Büro

Pandeminin çocuk koruma alanında bir kazanımı oldu, o da ne denirse, okulun çocuk koruma sistemindeki rolünün fark edilmesi diye cevaplamak gerekir.

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin devletlere verdiği çocuğu koruma yükümlülüğünün özü, çocuğun ihmal ve istismar riskinden korunmasıdır. Bu nedenle sadece olan ile değil olma ihtimali ile ilgilenmek ve bu ihtimali ortadan kaldıracak bir sistem oluşturmak gerekir. Çocuğun çevresindeki herkes çocuk koruma sisteminin asli üyesidir.

Ancak bu üyelerin rollerini gereği gibi yerine getirebilmesi için sorumlulukların da, bu sorumlulukların nasıl yerine getirileceğinin de, bütün halkaların birbiri ile ilişkisinin nasıl olacağını da iyi tarif etmek gerekir. Aynı zamanda bütün halkalar benzer biçimde güçlü olmalıdır. …


Image for post
Image for post
Rodion Kutsaev, Unsplash

Yazar: Hasan Dağ

İzmir’de 6.9 şiddetindeki deprem sadece yer kabuğunu ve binaları sarsmadı. Üzerinde yaşayan insanların hayatını, duygularını, düşüncelerini de büyük oranda sarstı. Güvende olduğumuz, yaşamın kontrol altında olduğu inancını da sarstı. Covid-19 salgınının travması devam ederken, travma üstüne travma yaşandı. Pandemi sürecinde insanların yaşadığı korku duygusu, belirsizlik ve kontrol kaybı düşünceleri depremde de tekrarlanarak insanların geleceğe dair güvensizliklerini artırdı.

Depremden sonraki gün İzmir körfezinde martıların, pelikanların yaşamı günlük rutininde devam ediyordu. Doğada insan dışındaki ve insandan bağımsız yaşayan canlılar depremde sarsılmış görünmüyorlardı.

Depremler dünyanın oluşumundan beri olageliyordu, yeni ve anormal bir durum değildi. Doğanın kendi olağan döngüsündeki dengelenmesiydi. Doğa, kendi fiziksel yasasının olağanlığını yaşıyordu. İnsanların yaşamını altüst eden deprem diğer canlıların hayatını altüst etmiyordu. O halde sorun depremde değildi. Diğer canlıların hayatını altüst etmeyen depremin insan türüne bir kastı olamazdı. Sorun; doğanın fizik, kimya yasalarıyla uyumlu olmayan, bu yasalara kör kalan insan bilincinin çarpıklığının kentsel yaşama yansımasıydı. …


Image for post
Image for post
Headway, Unsplash

Yazar: Mehmet İnce

Normalleşme sürecinin bir parçası olarak seyreltilmiş yüz yüze eğitim başlamış oldu. Pandemi sürecinde farkındalık yaratarak dijital pedagojiye uygun, teknolojiyle zenginleştirilmiş çevrim içi buluşmalara devam edilmelidir. Yüz yüze eğitim ile dijitali harmanladığımız takdirde, üst düzey bilişsel düşünme becerileri olan keşfetme ve eleştirel düşünme kendisini aktive edecektir. Bu süreç ayrıca öğrenci entegrasyonunu da beraberinde getirecektir aynı zamanda birlikte ürün ortaya koyabilme sinerjisini büyük oranda artıracak , öğrenme hazzı verecektir.

Çevrim içi toplantıların en önemli avantajlarından biri de kaynaklara hızlı bir şekilde ulaşabilmektir. Web 2.0 araçlarını kullanarak öğrenciyi dijitalde etkin hale getirmek kalıcı öğrenmeler için büyük fayda sağlamaktadır.

Pandemi süreci biz eğitimcilere 21. yüzyıl gereksinimlerine uygun olarak dijital çağa adapte olmamız gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Dijital paradigmayı verimli bir şekilde kullanmak artık daha elzem bir hale geldi. …


Image for post
Image for post
Glenn Carstens-Peters, Unsplash

Yazar: Sibel Tartut

Bildiğimiz gibi Covid-19 pandemisi sağlık, ekonomi ve ulaşım gibi birçok sektörü etkilerken eğitim de bundan payını aldı. 20. yüzyılın başlarında öğrenme ve öğretme süreçlerinde kayan paradigma, pandemiden sonra belirli bir zemine oturdu diyebiliriz. Kağıt, kalem, kitap ve defterler yerini yavaş yavaş bilgisayara, bilişim işlemleri teknolojisine ve Web 2.0 araçlarına bıraktı; fakat kaçımız bu araçları kullanmayı biliyoruz? Kullanımını bilsek bile kaçımız teknolojiyi derse entegre etmekten ziyade, dersi teknolojiye entegre ederken öğrencinin ihtiyaçlarını ön plana koyuyoruz ve en önemlisi kaçımız dijital pedagojiden haberdarız?

Pedagoji üzerine çok sayıda makale ve kitap olmasına rağmen dijital pedagoji söz konusu olunca aynı şeyden söz edemiyoruz maalesef. Eğitimde içeriğin belirlenmesi, öğrenciye aktarılması, öğrencinin derse katılımı ve sürecin gerçekleştirilmesi açısından pandemi sonrasında doğan ihtiyaç ve yapılan değişiklikler dijital pedagoji kavramının önemini bir kez daha ortaya çıkarmaktadır. Şüphesiz bu dönemde meslektaşlarımızın kendilerini modern öğretme-öğrenme süreçleri ve teknolojik yeniliklerle güncellemelerinin yanı sıra dijital pedagojiye hakim olmaları gerekmektedir. Bu hakimiyetin sağlanması için öncelikle öğrenciler arasındaki dijital uçurumun giderilmesi ve sahip olduğumuz gücün muhasebesinin doğru yapılması, pandeminin avantaja çevrilmesi önemlidir. …

About

Öğretmen Ağı

Öğretmen Ağı; öğretmenlerin, meslektaşları ve farklı disiplinlerden kişi ve kurumlarla bir araya gelerek güçlendiği bir paylaşım ve işbirliği ağıdır.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store